Haberler

6/recent/ticker-posts

Fethi Açıkel, Kovid-19 Gölgesinde 2020 Türkiye’si

 



CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Fethi Açıkel, “Kovid-19 Gölgesinde 2020 Türkiye’si” başlıklı çalışmasında, Türkiye’de Kovid-19 pandemisi öncesinde mevcut olan eşitsizliklerin bu dönemde daha da derinleştiğini ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında geçirdiği ikinci yıl olan 2020 yılında ekonomik buhranın sürdüğünü ve tüm özgürlük alanlarında yaşanan gerilemenin engellenemediğini uluslararası ve ulusal endekslerle ortaya koydu. Açıkel, şeffaflıktan uzak yönetim anlayışı nedeniyle Kovid-19 pandemisine karşı mücadelenin zarar gördüğünü ve bunun uluslararası değerlendirmelere de yansıdığını vurguladı. Haberler


Kovid-19 Gölgesinde 2020 Türkiye’si çalışmasına dair değerlendirmesi


“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile geçen 2019 yılında Saray iktidarı, sistemin yeni olduğu ve bir takım olumsuzlukların yaşanmasının normal olduğu yönünde değerlendirmeler yapmaktaydı ancak 2020 yılında da her alandaki kötü gidişin ve gerilemenin devam ettiğini ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube sistemin, Türkiye’yi bu derinleşen krizler karşısında çaresiz bıraktığını, artık sistem savunucuları tarafından dahi yüksek sesle savunulamaz bir noktaya geldiğini görüyoruz. Cumhurbaşkanı Yardımcısı düzeyinde, “sistemin aksayan yönlerini” inceleyen çalışmaların yapılıyor olması da bunun bir göstergesidir. Yine, 2021 yılının hukuk ve demokrasi bakımından reform yılı olacağı yönündeki bir takım söylemlerin de demokrasi alanında yaşanan derin krizin bir itirafı olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye; AİHM kararlarını tanımayan, tutuklu siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler ülkesine dönen, ana muhalefet partisi genel başkanının mafya liderleri tarafından tehdit edilebildiği ve seçilmişler üzerinde kayyım vesayetinin gezdiği bir ülke konumuna sürüklenmiş ve bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak tüm özgürlük endekslerinde “özgür olmayan ülkeler” statüsünde değerlendirilmektedir.

Tek adam rejimi


Tek adam rejimi keyfi, plansız ve kibirli yönetim anlayışıyla; devletimizi 2020 yılının ilk çeyreğinden itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi döneminde sağlık kapasitesi anlamında ve pandeminin neden olduğu sosyo-ekonomik yıkıma karşı izlenmesi gereken sosyal politikalar anlamında sınıfta kalan ve kırk yıldır vergi topladığı vatandaşlara kırk gün bakamayacak bir duruma düşürdü. Sağlık Bakanlığı’nın şeffaflıktan uzak pandemi yönetim anlayışı, gerçek hasta ve vefat sayılarını gizlemesi pandeminin kontrolünü zorlaştırdı ve bu durum uluslararası sağlık güvenliği ve Kovid’e karşı dirençlilik gibi endekslere de yansıdı.


Pandeminin ilk döneminde maske dağıtamayan, şimdi ise neredeyse tüm dünyanın ilk doz aşılarını bitirme aşamasına gelmesine rağmen aşıların ülkeye getirilmesinde kendi açıkladıkları tarihlerde bile geciken ve aşılama konusunda tutarlı bir politika ortaya koyamayan bir plansızlığın, sağlık alanındaki yeterlilik konusunda Türkiye’yi en alt sıralarda yer alan bir ülke konumuna sürüklediğini görüyoruz. Kovid-19 gölgesinde geçen 2020 yılı bize tek adam rejiminin Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm üretebilecek nitelikte olmadığını bir kere daha göstermiş oldu.


Bu rejim Türkiye’nin onlarca yıllık birikimini heba ederken, Türkiye’nin nitelikli beşeri sermayesinin beyin göçü ile yurt dışına kaçmasına neden olmakta. Saray Rejiminin yönetimi altında Türkiye, pandemi döneminde dahi beyin göçünün sürdüğü bir ülke haline geldi. Yetişmiş doktorlarımızın yurtdışında çalışmak için yaptıkları başvurulardaki artış da bunun bir göstergesi.

2020 yılı kurumların yıpratılması devam etti


2020 yılı; kurumların yıpratılmasının devam ettiği, devlet yönetiminde yerleşik kurallardan uzak keyfi ve tutarsız uygulamaların sürdüğü, Cumhuriyetimizin inşa ettiği kurumlarda yetişen liyakatli kadrolar yerine partizanca bürokrasiye yerleştirilen çevrelerin ülkemizi ve geleceğimizi şekillendiren kararlara imza atmaya devam ettiği bir yıl olarak tarihe geçti.

Yılın son çeyreğinde, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı da olan Hazine ve Maliye Bakanı’nın sosyal medyadan istifa etmesi ve bu sürecin dahi şeffaf bir biçimde milletimizle paylaşılmaması da devlet yönetimindeki ciddiyetsizliğin bir göstergesi olarak hafızalardaki yerini aldı. Bu yaşananların doğal bir sonucu olarak; 2020 yılı, hesap verilebilirlik, şeffaflık, devlet yönetiminde güven gibi kriterlerde Türkiye’nin gerilemesinin devam ettiğini gördüğümüz bir yıl oldu. Pek çok alanda ve konuda nesnel kriterleri incelediğimizde, Türkiye’de yaşanan bölgesel, kuşaksal ve cinsiyet bağlamındaki eşitsizliklerin kapatılamamasının ve eğitimde, sağlıkta, tarımda, teknolojide kendine yeterliliği olan bir ülke olma durumundan uzaklaşılmasının, yaşanan yönetim krizinin temel nedeni olduğunu ve Türkiye’nin bir çok endekste gerileyen ya da en iyi ihtimalle yerinde sayan bir noktada olduğunu görüyoruz.


Tek adam zihniyeti 2020 yılında da Türkiye’yi parlamentosuz, anayasasız, hukuksuz, bürokrasisiz ve yurttaşsız yönetebileceği inadını sürdürerek ülkemizi bir iflasın eşiğine getirdi. Bu kötü yönetimin bedelini ise, acı reçete yazarak milletimize ödetmeye çalıştı. Devleti fetrete sokan, imtiyazlı aile şirketlerini, kayırılmış zümreleri, 5’li, 15’li çeteleri semirten saray iktidarı, Türkiye’yi büyük bir ekonomik buhranın ve devlet krizinin içine sürükledi.”

Yorum Gönder

0 Yorumlar